Plaj tatili ve gvenlik
Makalemin tercümesi: Link
Baş aşağı kesinlikle açık su kütlelerine atlamamalısınız. Dalış yaralanması olarak adlandırılan bu yaralanma çok öngörülemez bir durumdur ve hiç beklemediğiniz bir anda karşınıza çıkabilir…Bu yüzden suya baş aşağı atlamak sadece bir eğitmenin gözetiminde özel havuzlarda olmalıdır.
Bir şirket vardı köprüden nehre atlayan, her şey yolundaydı, atlama yeri kontrol edilmişti ve dibi temizdi. Her biri birkaç kez atladı. Ancak bir adam yüzeye çıkmadı. Adamı kurtardılarsa da felç oldu. Görünüşe göre suyun içinde bir kütük (Kütük parçası) yüzüyordu. Ne yazık ki.
Benim durumumda ise biz Akdeniz’deki bir köprüden dalış yapıyorduk. Bir kez değil, birkaç gün orada kaldık. Ama bir gün akşam yürüyüşü yapmaya karar verdik ve bu köprü üzerinde durduk. Üçümüz: Ben, erkek kardeşim ve arkadaşımız. Arkadaşımız bir şeye üzgündü ve onu neşelendirmek için akşam serinliğinde yüzmeyi teklif ettim. Ben ve erkek kardeşim birkaç kez daldık. Sonra arkadaşımızı bizimle birlikte dalmaya ikna ettim: En uzunumuz oydu, 1.90 cm civarındaydı, bu nedenle köprünün kıyıya en uzak kenarından atladı, kardeşim ise kıyıya biraz daha yakındı. Benim boyum 1.73 cm olduğumdan kıyıya hepimizin içinde en yakın olandım. Ancak galiba dibin dik eğimini ve/veya akşam saatlerinden gelgitin daha az olduğunu hesaba katamadım… Şimdi baktım da Ağustos ayında Limasol’da gündüz ve akşam arasındaki su seviyesi farkı 15-20 cm ye kadar çıkabiliyor. Kimbilir belki de bu 15 cm atlayıcıların çoğu gibi göğsümü hafifçe kuma çarpmam için yeterli olurdu.
Benim durumum “İçimdeki Deniz” Filmindeki kahramanın trajedisine çok benziyordu. Her şey tam olarak aynısıydı: Atlama öncesi yaşam ve aşk hakkında düşünceler (Muhtemelen bu yüzden hem kendim hem de üzgün arkadaşım için ortalığı bu kadar karıştırmak istedim), sonra darbe, kumlu dibi tadış, hayatın en güzel anlarının gözünün önüne gelişi...Hatta çoğunlukla benzer değişen hayat algısı içinde.
Kumlu zemine çenemle bir parça dokundum. Ve hepsi bu kadar. Vücudum kitlendi. Bilincimi dahi kaybetmedim. Darbeyi, hatırlıyorum, yaşlıların dediği gibi sanki misafirlikte mutfakta oturuyorsun, başının üzerinde 90’larda çok sevilen o raf var; sonra kalkıyorsun, rafı unutup başını vuruyorsun, işte aynı öyleydi. Ancak darbe şimdi çeneme geldi. Gözlerimi açtım, nefesimi tutarak dibe baktım: Arkadaşlarım beni yakalayıp suyun dışına çıkarmasalardı orada boğulacaktım. Çocuklar yanlış giden bir şeyler olduğunu anladılar ve beni çekmeyi başardılar. Vücudumu hissetmediğimden dolayı sanırım boynum kırıldı dedim. Beni dikkatlice kıyıya çıkardılar. Orada arkadaşlarıma ne kadar büyük bir eziyet ettiğimi düşündüm: Eğer ölürsem ve bedenimin Rusya’ya nakledilmesi gerekirse ne kadar problem olur… Onlardan af dilemeye başladım. Bunun böyle olmasını ben de istemediğimi düşünüyorum. Sevgilime, anneme-babama ve bütün yakınlarıma bir kez daha sarılmak isterdim.
Biraz hatırladıklarımdan bahsedeyim
Sonra ambulans geldi. Beni sedyeye yatırdılar ve bol ışıklı ambulansa aldılar. Uyuya kaldım. Herhangi bir ilacın etkisi altında olmam muhtemeldi. Hastanede gözümü açtım. Genç bir hemşire beni kumlardan arındırırken ben sürekli "Sorry... I apologise...", diyordum, hemşire beni temizlemek zorunda olduğundan utanıyordum.
Gözümü tekrar koğuşta açtım, serum takılıydı. Geceydi. Yanımda bir beyin cerrahı, kardeşim ve arkadaşım vardı. Cerrah Rusça’yı çok iyi konuşuyordu. SSCB de eğitim görmüş ve halen Burdenko Nöroşürirji Araştırma Merkezi ile işbirliği içinde olmalıydı. Sabah erken ameliyat yapacağını söyledi. Ayrıca yaralanmanın basit bir şey olmadığını ancak her şeyin iyiye gideceğini, düzeleceğini de ekledi. Anti-inflamatuar hormonal ilaçların etkisi altında pazularımda hassaslaşma oldu ve aşırı kasılma nedeniyle ağrıyor. Kollar dirseklerden katlı –eller göğse bastırılmış durumda.
("Cenin pozisyonu" denilen bir kavram var. Bu, kişinin yan tarafına yattığı, kıvrılarak dizlerini karnına veya göğsüne çektiği bir pozisyon. Omurilik veya beyinde hasar olduğunda vücudun almaya çalıştığı pozisyon ) Erkek kardeşimden kollarımı düzeltmesini istedim ve ondan sonra biraz daha iyi hissettim.
Bir sonraki uyanış ameliyathanede oldu: Beni ameliyata hazırlıyorlardı.. Hoş bir kadın benimle Rusça konuşuyordu. Onun yanında çok sakindim. Muhtemelen bir ilacın etkisi altında olmam dolayısıylaydı. Kadın bana kendimi nasıl hissettiğimi sordu. Onunla konuştum. O anda çıkarılabilir bir protezimin olduğunu hatırladım, onu çıkartmama yardım etti. Hiçbir şeyden korkmamamı ve onlara (Doktorlara) güvenmemi söyledi. Ona tümüyle güvendiğimi söyledim. O zaman kendimi gerçekten çok sakin hissettim. Ölümün yanı başımda olduğumu hissetmemiştim. Tam tersine her şeyin yoluna gireceğine dair bir inancım vardı.
Sonra iki haftamı geçirdiğim koğuşta uyandım. Personelin bana olan tavrına hayran kaldım. Her sabah gülümseyen bir hemşire içeri girip şöyle diyordu: "Good morning! Are you okay, Sergei?" Elbette, boynunu kıran bir kişiyle ilgili olarak bu sözler şu anlama gelebilir: "Nasıl hissediyorsunuz. "Nasıl hissediyorsun: bittin sen-başın belada, yoksa dayanabiliyorsun?" Kardeşim hala başım sıkıştığında benimle dalga geçer: "A yu okey Sergey?"
Her birkaç saatte bir farklı sağlık çalışanları beni görmeye geliyorlardı: Ateşimi, tansiyonumu, kandaki oksijen yoğunluğunu kontrol ediyorlardı. Mesane eğitimi için kateter çıkartıldı. Bunu Rusya’da yaygın bir sorun olduğu için belirtiyorum : Engelli insanlar hastanede birkaç ay geçiriyor, ve kimse onlara mesanenin fizyolojik dolumunu simüle etme ihtiyacından bahsetmiyor. Bu nedenle mesane köreliyor ve engelli kişiler mesaneyi doldurma fonksiyonunu geri kazandırmak için aylarca, yıllarca uğraşıyor. Rusya’daki hastanelerden herkes yatak yaralarıyla çıkıyorsa ne denebilir ki (Bu durumla nasıl başa çıkılır ve bunun sorumlusu kimdir, daha sonra ayrı bir makale yazacağım).
Hemşireler çarşafları değiştirdiler ve beni günde iki kez yıkadılar. Hemşirelerden biri boş zamanlarında bacaklarıma masaj yapmaya gelmiş. Kardeşimin geceyi yanımda geçirmesine izin verdiler, böylece şehrin diğer ucundaki otele gitmeye gerek kalmadı. Üstelik hemşireler kardeşime ikinci porsiyon yemeği bile getirdiler. Yemekler oldukça çeşitli ve lezzetliydi.
Taburcu olma zamanı Rusçayı çok iyi konuşan ve Gürcü kökenli olan hemşirelerden biri, uçuşta herhangi bir sorun çıkması durumunda bir süre ailesinin yanında kalmamı bile teklif etti. Sorunlar gerçekten çıktı. Yatar vaziyette uçmak için 3 bilet artı bir bilet de erkek kardeşim için almak gerekli oldu. Biletleri internetten 2 bin Euro’ya aldık, ama erkek kardeşim uçuşu onaylatmak için havaalanına geldiğinde havaalanı görevlisi internetten bilet almanın uygun olmadığını ve aynı uçak için aynı miktarda, ancak gişeden 6 bin Euro’ya bilet satın alması gerektiğini açıkladı... Sonuçta aldığımız biletleri iade edip 2 adet normal ekonomi sınıfı bileti aldık. Oturarak uçmak riskliydi ancak iş adamlarının engelli birini gördüklerinde gözlerinde her zaman bir ışık vardı... Normal kaliteli bir tekerlekli sandalye fiyatına 3 adet Premium sınıf Bianchi yol bisikleti satın alabilirsiniz.
Sonrasında beni Moskova rehabilitasyon merkezinin ücretli bölümünde kalmanın tezatlığı bekliyordu. Maliyeti aynı olan bir yatak yerinde (İşlem masrafları hariç) hemşireler de çok ilgili ve güler yüzlüydü, ancak hizmet seviyesi, görünüşe göre yönetimin açgözlülüğünden dolayı onlarca yıl geride kalmıştı. Eğer ilginizi çektiyse önemli farklılıkların karşılaştırmasını yazacağım.
Ama hatırladıklarımın nedeninin özü oldukça basit: Asla baş aşağı suya atlamayın ve çocuklarınızı da bu konuda ikaz edin.
Bunu yeterli bulmayanlar için bir örnek daha vereyim. (Böyle onlarca veya yüzlerce örnek olduğunu düşünüyorum) Genç adam kumlu plajda sadece hızlıca koşmak, dalmak ve eve gitmeye hazırlanan arkadaşlarının yanına dönmek istiyordu. Bu satırları okuyanlar arasında bunu hiç yapmamış olan var mı?
(Otomatik altyazılar)
Bundan dolayı böyle bir yaralanmaya aşina olan bir tanıdığımız sosyal medyada bir yerde güzel bir kızın denize baş aşağı atlayıp da dibe çok yakın geçtiği bir videoyu izlediğinde…
Bu kişi şu şekilde düşünecektir:
Görüntüler kesinlikle güzel, ancak tüm bu görüntüler sadece dalış yaralanmasıyla engelli bir yaşamın getirdiği bezler, üretra kateterleri vesaire söz konusu olmadığında güzeldir.
Tabii ki daha kötü vakalar da var. Örneğin adam gece uyandı ve işemeye gitti… Yarı uykulu vaziyetteyken başını tuvaletin hafif aralık kapısına çarptı. Sabah felci olarak gözünü ambulansta açtı. Böyle beklenmedik durumlar olabiliyor. Dairenin veya koridorun karanlık olması halinde, geceleri uykulu vaziyette tuvalete giderken tehlikeleri görebilecek kadar parlak, hareket sensörlü, ucuz pille çalışan lambalar kullanabilirsiniz.
Özetle diyeceğim bizden daha dikkatli olan ve böyle beklenmedik kötü durumların olmasına izin vermeyin.
(Otomatik altyazılar)
UPD:
Sohbet sırasında katılımcılardan biriyle küçük bir anlaşmazlığımız oldu. Şunu söyledi: "Küçük bir yaralanmaysa niye bunu konuşuyoruz ki_? Trafik kazaları çok daha fazla insanın boynunu kırıyor…."
Aslında bu çok nadir bir durum gibi görünebilir: Ortamın uygun olmaması ve Devlet garantili tıbbi ekipmanların temininin (Tekerlekli sandalye) zorluğu dolayısıyla engelli insanların büyük çoğunluğu günlerini evlerinin veya yurtlarının dört duvarı arasında geçirmekte. Moskova’daki kliniklerden birinin başkanı, metodolog hekimle birlikte birkaç yıl önce bana bizzat şunları söylemişti: "Neden elektrikli tekerlekli sandalyeye ihtiyacınız var? Evde yatakta yatıyorsunuz… O zaman orada yatmaya devam et. Sonuçta her şey yolunda. Kimse size böyle pahalı bir tekerlekli sandalye vermez. ". Tam da bu yüzden bu tip yetkililere karşı olumlu bir tavır içerisinde değilim ve engelli insanların sosyal güvenceler elde etmesine yardımcı olmaya çalışıyorum. Özellikle koşullar dolayısıyla haklarını koruma becerilerine sahip olmayan engelli kişilere. (Evde veya yurtta eğitim, haklarını korumaya yardımcı olacak arkadaşlarının veya yakınlarının mevcut olmaması…).
Şimdi dalgıcın yaralanması konusuna dönelim mi? Gerçekten bu bir trafik kazasında boyun kırılması durumundan çok daha nadir mi ?
Mesela Norveç’te meydana gelen boyun yaralanmaları hakkında veriler şöyledir:
% 21 – Trafik kazası
% 4- Dalışlar.
Bir trafik kazasında olduğundan çok daha az mı? Ya da hiç mi az değil ? Norveç’te yüzme sezonu toplam 2 ay. Görüldüğü gibi trafik kazası dolayısıyla boyun kırıkları geçiren kişilerden, dalarak bu yaralanmayı geçirenler yıllık orana bakılarak 4 kat daha az, ancak yüzme sezonu yılda sadece 2 ay. Ve ulaşım zorunlu kullanılıyor, sadece gençlik zevk için dalıyor...
İşte Rusya’daki omurga kırıkları verileri:
- Trafik kazası - ),5 ve sadece % 31’i boyun kırıkları. Yani toplam omurga kırıklarının sadece % 10’u trafik kazaları sonucu oluşan boyun kırıklarıdır. Geri kalanı-göğüs ve bel bölgeleridir.
- Dalışçılar ise % 17,5’tir.
Bununla birlikte Rusya’da yüzme sezonu bölgenin bulunduğu yere bağlı olarak 2-4 ay sürmektedir.
Nihayetinde kendi sözlerimi değil, Ilinskaya Hastanesi Omurga Cerrahisi ve Ağrı Tedavisi Servisi Başkanı, Tıp Bilimleri Doktoru Sergei MLYAVYKH’ın sözlerini aktarıyorum:
"""""
– Ne sıklıkla işiniz sırasında dalış yaralanmaları ile karşılaşıyorsunuz?
– Ne yazık ki her yıl böyle. Muhtemelin bir dizi koşul nedeniyle ülkemiz dalış yaralanmaları konusunda üzücü bir istatistiğe sahip. Durumu nasıl değiştirebiliriz ? Herşeyden önce kreş ve ilkokuldan itibaren başlayarak çocuklara açık su kütlelerinde, denizde, okyanusta veya dibini görmediğimiz bulanık nehirlerimizde asla dalış yapmamaları gerektiği hususunda uyarıda bulunmamız gerekiyor. Çoğu zaman içindeki su miktarını bilmiyoruz. Eğer geçen yıl su seviyesi burada yüksekse, aynı yerde bu yıl az olabilir.
Bütün bunlar dalış yapmanın aslında kendini koruma içgüdüsünün azalması anlamına geldiğini söylüyor. Kendini koruma içgüdüsünün azalmasına çoğu ülkede rastlanmaktadır, ancak bizde dalış sevgisi o kadar güçlü ki, bu yazın kısa olmasından ve bu kısa süreyi mümkün olduğu kadar yüzerek değerlendirme isteğinden kaynaklanıyor olabilir. Burada çocuklara açık su kütlesine dalmanın yasak olduğunu öğretmeliyiz.
– Peki havuzlardan neden söz etmiyorsunuz? «Pravmir» Vakfı yazlık alanlarına havuz kuran ve dalıp ağır yaralanan birçok mağdura yardımcı oldu.
– Sadece şunu tekrar edebilirim ki, bu, çocukların ve anne-babalarının kendilerini koruma içgüdülerinin azalması anlamına gelmektedir. İster katlanır, isterse şişme olsun, yazlık ev için sizinle aldığımız her havuzda “Dalış yapmak yasaktır” uyarısının olduğuna sizi temin ederim. Ancak biz bu kuralı yine de düşüncesizce ihlal etmeye devam etmekteyiz.
"""""

